Türkiye ve Dünyada Bahailik/

Osmanlı Döneminde Bahailik



Hz. Bahaullah ve beraberindeki elli dört kişi 3 Mayıs 1863’te öğle vaktinde halkın duygusal ve heyecanlı tezahüratları arasında Bağdat’tan ayrılarak sürgün yeri olan İstanbul’a gitmek üzere yola koyuldular.

Elli katır, bir subayın emrindeki on süvari ile beraber bir muhafız müfrezesi, yedi çift tahtırevandan oluşan bir kervan kuruldu. Bu kervan sık sık mola vererek Doğu Anadolu'nun sert manzarasını oluşturan yaylalardan, geçitlerden, koru, vadi ve ormanlardan geçerek Kerkük, Erbil, Musul, Cizre, Nusaybin, Mardin, Diyarbakır, Harput, Sivas, Tokat, Amasya, Samsun, Sinop, İnebolu’dan geçti. Yüz günden fazla süren ve çoğunlukla yaya olarak geçen bu yolculuk sırasında, valiler, kaymakamlar, müdürler, şeyhler, müftüler, kadılar, geçilen yerlerin tanınmış simaları ve hükümet memurları Hz. Bahaullah ve yanındakileri coşkuyla karşılıyorlar ve ayrıldıkları zaman da benzer bir heyet onları uğurlamak için kasabadan çıkıncaya kadar bir süre O'na eşlik ediyorlardı. Konakladıkları bazı yerlerde onuruna şölenler düzenleniyor, köylüler tarafından hazırlanan yiyecekler ikram ediliyordu. Hz. Bahaullah’ı rahat ettirmek için her türlü imkânı sağlamak için gösterilen isteklilik, Bağdat halkının birçok vesile ile O'na gösterdikleri saygıyı hatırlatıyordu.

16 Ağustos 1863’te Hz. Bahaullah Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’a ulaştı. Yaklaşık dört ay İstanbul’da kaldıktan sonra Hz. Bahaullah ve beraberindekilerin Edirne’ye sürgün fermanı yayınlandı. Böylece Misyonu boyunca birçok önemli olayların gerçekleştiği, Zuhuru’nun güneşinin en yüksek zirveye çıktığı ve ihtişamının kemaliyle bütün dünyaya, krallara ve hükümdarlara ışığını saçtığı, yaklaşık beş yıllık Edirne dönemi başlamış oldu. Hz. Bahaullah’ın Edirne’ye sürgün şartları oldukça hazindi. Hava normal soğukların altındaydı. Bu şartlarda kafile önce Küçükçekmece, Büyükçekmece, Silivri ve Çorlu ardından Lüleburgaz ve Babaeski’de kısa molalar vererek 12 Aralık 1863’te Edirne’ye ulaştı.

Hz. Bahaullah’ın Edirne’ye varışından kısa bir zaman sonra yöre halkı O’nun samimi sevgisi ve Yüce kişiliğinden son derece etkilenmişti. Bu dönemde Hz. Bahaullah’a nazil olan Levihlerin sayıca çok olması ve Hz. Bahaullah'ın Emrini hükümdarlara ilân etmesi,  Emri o kadar yüceltmişti ki 1868 yaz mevsiminde İstanbul'daki yetkililer O’nun artan saygınlık ve kudretinden endişe duymaya başlamışlardı.  

Osmanlı İmparatorluğu bu kez Hz. Bahaullah’ın Akka’ya sürgün edilmesine ferman verdiler. Böylece kafile apar topar Gelibolu üzerinden yola koyuldu. Dört gün süren bu yolculuk sırasında Uzunköprü’de ve Keşan’da mola verildi. Bir tanığın ifadesi şöyledir: “O gün Efendimizin kapısında hayret verecek bir Müslüman ve Hıristiyan kalabalık toplandı. Ayrılış zamanı unutulmaz bir andı. Oradakilerin çoğu ağlıyor ve feryat ediyorlardı.” Hz. Bahaullah Reis Suresi’nde şöyle buyurmuştur: “Söyle: Bu Genç bu diyardan ayrıldı ve her ağacın ve her taşın altına bir emanet bıraktı. Allah yakında bu emanetleri Hakk’ın kudreti ile meydana çıkaracaktır.”

Gelibolu’da üç gece konakladıktan sonra yaklaşık yetmiş kişilik sürgün kafilesi Akka’ya hareket etti. 21 Ağustos 1868 günü İskenderiye’ye doğru gitmek üzere vapura bindiler. Önce Midilli Adası daha sonra İzmir’e uğrayarak bugünkü ülkemiz sınırlarından ayrıldılar.