hz-bahaullah.jpg
Bahailer Neye İnanır / Hz. Bahaullah, Ahit ve Misakı / Hz. Bahaullah

İlk Yıllar

Asıl adı Mirza Hüseyin Ali olan Hz. Bahaullah, 12 Kasım 1817 yılında İran’ın başkenti Tahran’da dünyaya geldi. Babası Mirza Buzurg-i Nuri, İran Şahı’nın sarayında yüksek bir mevkisi olan, varlıklı bir vezirdi. Bu soylu ailenin kökleri, İran İmparatorluğu’nun geçmişine uzanıyordu. Hz. Bahaullah, binicilik, kılıç kullanma, hattatlık ve klasik şiir yazma sanatına dayanan bir eğitim alarak hayatının gençlik yıllarını bir asilzade olarak geçirdi.

Hz. Bahaullah'ın Mazenderan'daki EviHz. Bahaullah'ın Mazenderan'daki Evi

Babasının vefatından sonra Kendisine onun izinden yürümesi ve Şah’ın sarayındaki mevkisini kabul etmesi teklif edildiyse de Hz. Bahaullah bunu reddetti. Bu dünyanın unvan ve mevkilerinde gözü yoktu ve tüm enerjisini ve zamanını çeşitli hayırseverlik işlerine adamayı tercih etti. Bu sebeple 1840’lı yılların başlarında “Yoksulların Babası” olarak nam salmıştı. Fakat bu yaşam tarzı, 1844 yılında Babi hareketinin önde gelen savunucularından birisi olmasıyla birlikte hızla son buldu.

Bahai İnancı’nın habercisi olan Babi hareketi, İran’ı bir kasırga misali kasıp kavurdu ve dini otoritelerin yoğun zulümlerini harekete geçirdi. Babi hareketinin Kurucusu Hz. Bab’ın idamından sonra Hz. Bahaullah tutuklandı ve zincirlere vurulmuş, yayan vaziyette Tahran’a getirildi. Nüfuzlu mahkeme üyeleri ve din adamları Hz. Bahaullah’ın ölüm fermanını yayınladılar ancak Batılı ülkelerin elçiliklerinin yaptığı baskıların yanı sıra kişisel ünü ve ailesinin sosyal mevkisi nedeniyle bu karar hayata geçirilemedi.

Bu sebeple Hz. Bahaullah Farsça’da “Siyah Çukur” anlamına gelen ve kötü koşulları ile tanınmış olan Siyah Çal zindanına hapsedildi. Yetkililer bunun Hz. Bahaullah’ın ölümü ile sonuçlanmasını umuyorlardı fakat bunun yerine o zindan yeni bir dinin doğuş yeri oldu.

Hz. Bahaullah Siyah Çal’da dört ay geçirdi. Dört bir yanı kederle sarılmış, solunabilecek en feci havayı teneffüs ederken, ayakları ağaç kütüklerine bağlı, boynu devasa bir zincirin ağırlığı altında iken ilk Tanrı Vahyini aldı. Bu korkunç şartlar altında En Yüce Ruh kendisini O’na izhar etti; harekete geçmesi ve Tanrı sözünü ilan etmesi çağrısında bulundu. Böylelikle, Siyah Çal’ın karanlıkları ardından Gerçeklik Güneşi yükselmeye başladı. Bahai Zuhuru doğmuş fakat Hz. Bahaullah henüz bu olanlardan hiç kimseye söz etmemişti. Vazifesini ilan etmek için Tanrı tarafından tayin olunmuş saatin gelişini bekledi.

Hz. Bahaullah’ın Siyah Çal’da yaşadığı olay, gelecek kırk yıl boyunca devam edecek olan ilahi vahyin başlangıcı olmuştur. Bunun neticesinde çok sayıda kitap, mektup ve yazı ortaya çıkmıştır ki bunların hepsi Bahai Dini’nin kutsal yazılarını oluşturur. Bu yazılarında Hz. Bahaullah insan âleminin ruhani, ahlaki, ekonomik, politik ve felsefi olmak üzere her seviyesinde yeniden yapılandırılması için çerçeveyi ortaya koymuştur. Hz. Bahaullah’ın dünya çapındaki toplumu bu sözlerden ilhamını alır, ruhani makamını keşfeder ve yaratıcı enerjisini edinir.