BEYRUT, LÜBNAN - Din çoğu zaman toplumda öncelikli olarak bölücü bir güç olarak tanımlanmaktadır. Popüler medya ve diskur, dini ve politik liderlik kesimlerinin gücü kötüye kullanmasına, önyargı ve batıl inancın körüklenmesine, insanlık asalet ve haysiyetinin ihlaline dikkat çekmektedir.

Bahai Uluslararası Toplumu'nun Cenevre'deki Birleşmiş Milletler Temsilcisi Diane Ala'i yaptığı açıklamada şunları dile getirdi: "Dinin bu şekilde çarpıtılmasıyla birlikte toplumu yıkmaya çalışan hastalıklara karşı savaşmaya yarayacak çok etkili bir güç baltalanmaktadır. Din çok az sayıda, ve hatta belki hiçbir, şeyin yapamadığından farklı olarak insanların en büyük amacına hitap etmekte ve kendilerinden çok daha büyük bir iyilik için harekete geçmelerine ilham vermektedir."

Bayan Ala’i sözlerine şu şekilde devam etti: “Önümüzdeki meydan okuma dine farklı bir açıdan bakmak ve her biri dini inancın merkezinde yatan evrensel sevgi, adalet, bağışlayıcılık ve diğer insanları önemseme ilkelerinden istifade etmektir.”

Bayan Ala’i’nin duyguları uzun yıllardır cehalet, nefret ve önyargıya karşı birlikte nasıl çalışabilecekleri üzerine diyalog içerisinde olan vicdanlı liderler ve kuruluşlar tarafından da geniş anlamda paylaşılmaktadır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından Beyrut’ta 28-29 Mart’ta düzenlenen “Haklar için İnanç” toplantısıyla birlikte gelişmekte olan bu diyalogta kısa süre önce yeni bir aşamaya geçilmiştir.
Açılış konuşması sırasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al-Hussein insan hakları ihlallerinin temel nedenini derinleşmiş bir adalet duygusu eksikliğine bağladı. Bu boşluğun doldurulmasında dinin bütün insanlığın haysiyet ve eşitliğine karşı saygı gösterilmesinde çok önemli bir rol oynaması gerektiğini dile getirdi.

Aslında Birleşmiş Milletler son senelerde dini topluluklara insan haklarının korunması konusunda sorumluluğun paylaşılması çağrısı yapmıştır. Bayan Ala’i din ve insan haklarının çelişmediğini, tam aksine tutarlı olduğunu ifade etti.

“Haklar için İnanç” toplantısı hakkında konuşurken Bayan Ala’i şunları aktadır: “Toplantıda dinin birleştirici doğasının gösterilmesi gerektiği konusunda fikir birliği vardı; dinin savaş için değil, barış için bir güç; şiddet için değil, birlik için bir güç; fanatiklik için değil, anlayış için bir güç olduğuna dair bir fikir birliği.”

Dünyanın dört bir yanından gelen dini liderler ve sivil toplumun aktörleri herkes için insan haklarının korunması konusunda işbirliği yapmanın yollarını araştırıp keşfetmeye çalıştı. Sonuç iki dokümanın hazırlanması oldu: Haklar için İnanç Beyrut Bildirisi ve 18 Maddelik Haklar için İnanç Taahhüdü.

Katılımcıların büyük çoğunluğu Ortadoğu’dan gelip birçok farklı dini toplumu ve inanç bazlı kuruluşu temsil ediyordu.

18 Maddelik Haklar için İnanç Taahhüdü birçok dini yazıdan faydalanmaktadır. 18 sayısını seçme kararı, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin düşünce ve din özgürlüğü hakkını koruyan 18. Maddesine gönderme yapmak amaçlıydı.

Doküman için seçilen kutsal yazıların arasında Hz. Abdülbaha'nın New York şehrindeki Haziran 1912 tarihli konuşmasından bir alıntı bulunmaktadır: “Allah'ın dininin esas amacı insanlar arasında birlik oluşturmaktır. İlahi Mazharlar dostluk ve sevgi araçlarının Kurucularıydılar. Onlar dünyada anlaşmazlık, çatışma ve nefret yaratmak için gelmemişlerdir. Allah'ın dini sevgi nedenidir fakat din, düşmanlığın ve kan dökülmesinin kaynağı yapılırsa kuşkusuz yokluğu varlığına tercih edilir; çünkü o zaman şeytani, yıkıcı ve beşer dünyasının önündeki bir engel haline gelir.”(*) Alıntı 18 Maddelik Haklar için İnanç Taahhüdü listesinin 9 numaralı maddesine dahil edildi. Bütün konuşmaya The Promulgation of Universal Peace eserinden ulaşılabilir.

Birleşmiş Milletlerin Beyrut’taki “Haklar için İnanç” toplantısının Bildiri ve Taahütlerinin yakın bir gelecekte Rabat, Fas’ta yapılması planlanan bir konferansta devletlerin görevlileri tarafından okunması ve desteklenmesi ümit edilmektedir.